6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınları, çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını korumak amacıyla devletin pozitif yükümlülüklerini somutlaştıran, "acil müdahale" ve "önleyicilik" ilkeleri üzerine kurulu bir koruma kalkanıdır.
Bu rehberde Antalya'da 6284 sayılı Kanun kapsamında talep edilen koruyucu ve önleyici tedbirler, uzaklaştırma kararı ve konut tahsisi, kolluk birimlerinin denetim yükümlülüğü, tedbir ihlallerinde uygulanan zorlama hapsi mekanizması ve şiddetle mücadelede avukatın stratejik rolü, güncel Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay kararları ışığında kapsamlı şekilde ele alınmaktadır.
6284 Sayılı Kanunun Hukuki Niteliği ve Şiddet Kavramının Geniş Yorumu
6284 sayılı Kanun, salt bir usul yasası değil; Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının somut güvencesidir. Kanunun temel amacı, şiddet meydana gelmeden veya mevcut şiddet ağırlaşmadan müdahale ederek mağdurun yaşam hakkını korumaktır. Bu yapı, "şiddetin kanıtlanmasını beklemek" yerine "şiddet tehlikesinin varlığı" kriterini esas alır.
6284 sayılı Kanun, şiddeti bir özel alan meselesi olmaktan çıkararak kamusal bir hak ihlali olarak tanımlar. Kanun; evli olanları, boşanmış olanları, nişanlıları, birlikte yaşayanları ve aralarında hiçbir duygusal bağ bulunmasa dahi tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan tüm kişileri kapsayan geniş bir koruma yelpazesi sunar.
Şiddetin Tanımı: Fiziksel, Psikolojik, Ekonomik ve Cinsel Şiddet
6284 sayılı Kanun'un 2. maddesi şiddeti; kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan ya da sonuçlanması muhtemel hareketler ile bunlara yönelik tehdit, baskı veya özgürlüğün keyfî engellenmesini içeren her türlü tutum ve davranış olarak tanımlar. Bu geniş tanım, şiddetin sadece dövme veya yaralama olarak algılanmasının önüne geçer.
| Şiddet Türü | Kapsamı | Tipik Örnekler |
|---|---|---|
| Fiziksel şiddet | Vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar | Darp, tekme, itme, yaralama |
| Psikolojik şiddet | Ruh sağlığını bozmaya yönelik söz ve davranışlar | Hakaret, aşağılama, tehdit, izolasyon |
| Ekonomik şiddet | Ekonomik kaynaklardan mahrum bırakma | Maaşa el koyma, çalışmaya engel olma |
| Cinsel şiddet | Rıza dışı her türlü cinsel davranış | Rıza dışı temas, cinsel taciz |
| Israrlı takip | Sürekli izleme ve rahatsızlık verme | Takip, mesaj bombardımanı, gözetleme |
Tedbir Kararı İçin Delil Aranmaz
6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası, tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenler. Mağdurun beyanı veya şiddet tehlikesine ilişkin emareler, ivedi koruma sağlanması için yeterlidir. Bu yaklaşım, şiddetin kapalı kapılar ardında yaşandığı ve delil toplamanın mağdur için hayati zaman kaybı doğurabileceği gerçeğine dayanır.
Anayasa Mahkemesi, 01.02.2017 tarihli, 2014/12971 başvuru numaralı kararKoruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz; önleyici tedbir kararı geciktirilmeksizin verilir. Mahkeme, şiddete uğrama ihtimaline binaen karşı tarafın ve tanıkların dinlenmesi beklenmeden de karar tesis edebilir.
Cinsiyet Temelli Şiddet ve Aile İçi Olmayan Vakalar
Kadına yönelik şiddet, sadece kişisel bir uyuşmazlık değil; cinsiyete dayalı bir ayrımcılık biçimidir. Anayasa Mahkemesi, içtihatlarında uluslararası sözleşmelere (CEDAW, İstanbul Sözleşmesi) atıf yaparak kadına yönelik şiddetin Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığı koruma hakkını ihlal ettiğini vurgular. Devletin sorumluluğu, sadece şiddet uygulayanı cezalandırmak değil; şiddeti önlemek için gerekli idari ve adli mekanizmaları kurmaktır.
Anayasa Mahkemesi, 04.10.2023 tarihli, 2020/1327 başvuru numaralı kararİtiraz merciince talebin aile içi şiddet ya da ısrarlı takibe ilişkin olmadığı belirtilerek tedbir kararı kaldırılmış; ancak eylemin kadına yönelik şiddet niteliğinde olup olmadığına dair somut bir değerlendirme yapılmamıştır. Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayalı her türlü şiddet içeren davranışı kapsar ve aile konutuyla sınırlı tutulamaz.
Söz konusu kararda bir siyasi parti kongresinde tehdit edilen kadının başvurusu incelenmiş; yerel mahkemenin "olay aile içi değil" gerekçesiyle tedbiri kaldırmasını Anayasa Mahkemesi açık bir hak ihlali olarak görmüştür. Bu içtihat, 6284 sayılı Kanun'un uygulanmasında "aile içi" olma şartının kadının korunması söz konusu olduğunda ikincil planda kaldığını ve asıl ölçütün cinsiyet temelli şiddet olduğunu göstermektedir.
Devletin Yaşam Hakkına İlişkin Pozitif Yükümlülüğü
6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlerin etkinliği, devletin sadece karar vermekle değil; bu kararın uygulanması için gerekli idari yapıyı seferber etmekle yükümlü olmasından kaynaklanır. Şiddet mağdurlarının çalışma hayatındaki güvenliğinin sağlanması da bu pozitif yükümlülüğün bir parçasıdır.
Anayasa Mahkemesi, 17.07.2019 tarihli, 2016/14613 başvuru numaralı kararÇalıştığı okula gitmek için kullandığı güzergâhı eski eşinin de kullandığı, maaş aldığı bankanın ve ihtiyaç duyduğu yerlerin eski eşinin çalıştığı yere yakın olduğu tespit edilen şiddet mağduru öğretmen yönünden, iş yeri değişikliği talebinin reddedilmesi Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur.
Koruyucu ve Önleyici Tedbir Türleri: Uzaklaştırma ve Konut Tahsisi
6284 sayılı Kanun, şiddetle mücadelede "önleyici" ve "koruyucu" olmak üzere iki temel sütun üzerine inşa edilmiştir. Önleyici tedbirler şiddet uygulayanın davranışlarını kısıtlamaya yönelik aile mahkemesi hakimi kararlarıdır; koruyucu tedbirler ise mağdurun barınma, maddi destek ve rehberlik gibi ihtiyaçlarını karşılayan ve genellikle mülki amirler tarafından verilen idari kararlardır.
| Tedbir Türü | Karar Mercii | İçerik |
|---|---|---|
| Önleyici tedbir | Aile Mahkemesi hakimi | Uzaklaştırma, yaklaşmama, iletişim kurmama yasağı |
| Koruyucu tedbir | Mülki idare amiri (Vali / Kaymakam) | Barınma, maddi yardım, kreş desteği, rehberlik |
| Konut tahsisi | Aile Mahkemesi hakimi | Mülkiyet kime ait olursa olsun konutun mağdura tahsisi |
| İş yeri değişikliği | Aile Mahkemesi hakimi | Mağdurun çalışma yerinin güvenli bölgeye taşınması |
| Acil müdahale | Kolluk amiri | Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde geçici tedbir |
Aile Mahkemesi Hakimi Tarafından Verilen Önleyici Tedbirler
Aile mahkemesi hakimlerinin yetkisi, şiddet uygulayanın veya uygulama ihtimali bulunan kişinin davranışlarını kısıtlamaya yöneliktir. Hakim tarafından verilebilecek önleyici tedbirler arasında şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme içeren söz ve davranışlarda bulunmama, müşterek konuttan derhal uzaklaştırılma, korunan kişilerin bulundukları konuta, okula ve iş yerine yaklaşmama gibi yasaklar bulunur. Antalya Aile Mahkemelerinde başvurulan tedbirlerin kapsamı, somut riske göre genişletilebilir.
Mülki Amir Tarafından Verilen Koruyucu Tedbirler
Şiddet mağduru için sadece uzaklaştırma kararı yetersiz kalabilir. Ekonomik bağımsızlığı bulunmayan veya kalacak güvenli bir yeri olmayan mağdur, şiddet ortamına geri dönmeye zorlanabilir. Bu nedenle 6284 sayılı Kanun, Valilik ve Kaymakamlık gibi mülki idare amirlerine koruyucu tedbirler alma yetkisi tanımıştır. Bu tedbirler, genellikle Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) aracılığıyla yürütülür. Antalya ŞÖNİM, bölgedeki şiddet mağdurları için barınma, geçici maddi yardım ve psikososyal destek hizmetlerinin koordinasyonunda merkezi rol oynar.
Mülki amirler; mağdura ve beraberindeki çocuklara uygun barınma yeri sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal rehberlik hizmeti sunulması gibi konularda yetkilidir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amirleri de geçici tedbir kararı verebilir; bu karar sonradan mülki amirin onayına sunulur.
Uzaklaştırma Kararı ve Müşterek Konutun Korunan Kişiye Tahsisi
Uzaklaştırma kararı, 6284 sayılı Kanun'un en sık başvurulan ve en etkili önleyici tedbiridir. Bu karar ile şiddet uygulayanın, mağdurun yaşam alanından, iş yerinden ve çocuklarının okulundan belirli bir süre uzak tutulması sağlanır. Uzaklaştırma kararının en radikal koruyucu unsuru ise müşterek konutun korunan kişiye tahsisidir: konut mülkiyetinin kime ait olduğuna bakılmaksızın, konut mağdura ve çocuklarına bırakılır; şiddet uygulayan ise derhal uzaklaştırılır.
Uzaklaştırma kararları ve konut tahsisi, devam eden boşanma davalarını da doğrudan etkiler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerleşik içtihadında, uzaklaştırma kararı nedeniyle tarafların ayrı yaşamasını "ayrı yaşamada haklılık" karinesi olarak kabul etmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 10.09.2024 tarihli, 2023/9230 E., 2024/5567 K. sayılı İlamAsliye Hukuk Mahkemesinin değişik iş numaralı kararıyla davalı hakkında uzaklaştırma kararı alındığı, tarafların dava açıldıktan sonra bir arada yaşamadıkları sabit olduğundan, mevcut uzaklaştırma kararı ayrı yaşamda haklılık karinesini destekler nitelikte değerlendirilmiştir.
Konut tahsisiyle birlikte mağdurun barınma ihtiyacı karşılanırken, hakim aynı zamanda tedbir nafakasına da hükmederek koruma kalkanının ekonomik ayağını tamamlar.
Tedbir Kararlarının İnfazı ve İdarenin Yaşam Hakkını Koruma Sorumluluğu
6284 sayılı Kanun kapsamında alınan tedbir kararları, kâğıt üzerinde kalmaması gereken hukuki emirlerdir. Bir koruma kararının varlığı tek başına mağdurun güvenliğini sağlamaya yetmez; bu kararların hızlı, etkin ve titiz bir şekilde infaz edilmesi hukuk devletinin temel görevlerinden biridir. İdarenin bu süreçteki pasifliği veya denetim görevindeki ihmali, doğrudan yaşam hakkı ihlali sonucunu doğurabilir.
Kolluk Birimlerinin Bildirim ve Denetim Yükümlülüğü
Tedbir kararlarının etkinliği, kararın uygulanacağı yerdeki kolluk birimine en seri vasıtalarla ulaştırılmasına bağlıdır. 6284 sayılı Kanun'un 10. maddesi ve Uygulama Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri, bu bildirim sürecinin gecikmeksizin yapılmasını emreder. Kolluk birimleri, tebliğ edilen tedbir kararlarını derhal sisteme işlemeli ve şiddet uygulayan tarafa gerekli ihtarı yaparak infazı başlatmalıdır.
Danıştay 10. Daire, 11.02.2021 tarihli, 2015/2686 E., 2021/444 K. sayılı KararAlınan önleyici tedbir kararının, bu kararı yerine getirecek kolluk birimine ölüm olayından sonra intikal etmiş olması, idarenin kusurlu eylemi olarak değerlendirilmiştir. Hizmet kusuru kavramı yalnızca yanlış işlemi değil; geç işleme veya hiç işlememe hâllerini de kapsar.
Hizmet Kusuru ve Tazminat Sorumluluğu
İdarenin sorumluluğu sadece kararın tebliğiyle sınırlı değildir; asıl sorumluluk, kararın süresi boyunca devam eden aktif denetim yükümlülüğüdür. 6284 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği'nin 35. maddesi, kolluğun üzerine net denetim görevleri yüklemiştir: mağdurun bulunduğu konutun haftada en az bir kez ziyaret edilmesi, ikinci derece dahil yakınlarıyla iletişim kurulması, komşularının bilgisine başvurulması, oturulan yerin muhtarından bilgi alınması ve konut çevresinde araştırma yapılması.
Danıştay 10. Daire, 27.10.2021 tarihli, 2021/4225 E., 2021/5164 K. sayılı KararYönetmeliğin 35. maddesinde sayılan haftalık konut ziyareti, yakınlarla iletişim, komşulardan bilgi alma, muhtardan bilgi alma ve konut çevresinde araştırma yapma görevlerinin idarece yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Bu durum, davalı idarenin yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüğünü ihmal ettiğini ve hizmet kusurunun bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Bu içtihat, uzaklaştırma kararının sadece bir yasak değil; devlet tarafından aktif olarak takip edilmesi gereken bir koruma kalkanı olduğunu teyit etmektedir. Sadece tutanak tutmakla yetinilmesi, silah araması yapılmaması veya periyodik ziyaretlerin aksatılması, mağdurun korumasız bırakıldığı anlamına gelir; bu ihmaller zinciri sonucunda meydana gelen yaralama veya ölüm olaylarında devletin tazminat sorumluluğu doğar.
Standart uzaklaştırma kararlarının yetersiz kaldığı durumlarda, iş yeri değişikliği veya kimlik bilgilerinin gizlenmesi gibi daha radikal koruyucu tedbirler uygulanmalıdır. Şiddet mağdurunun özel durumu, çalıştığı yer, ulaşım güzergâhı ve şiddet uygulayanın profili dikkate alınarak kişiye özel risk analizi yapılması, devletin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün gereğidir.
Tedbir İhlalinin Sonuçları: Zorlama Hapsi
6284 sayılı Kanun, koruma kararlarının ihlal edilmesi halinde "zorlama hapsi" adı verilen son derece etkili ve caydırıcı bir yaptırım mekanizması öngörür. Tazyik hapsi niteliğindeki bu uygulama, kişinin bir yükümlülüğü yerine getirmesini zorlamak amacıyla başvurulan bir hürriyeti bağlayıcı önlemdir. İhlalin tespiti hâlinde herhangi bir erteleme veya para cezasına çevirme imkânı olmaksızın hapis yaptırımı gündeme gelir.
Zorlama Hapsi Süreleri ve Görevli Mahkeme
6284 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca tedbir kararının ihlali hâlinde verilecek zorlama hapsi süreleri kademeli olarak düzenlenmiştir.
| İhlal Durumu | Zorlama Hapsi Süresi | Toplam Üst Sınır |
|---|---|---|
| İlk ihlal | 3 günden 10 güne kadar | — |
| Tekrarlanan ihlal | 15 günden 30 güne kadar | — |
| Birden fazla ihlal toplamı | — | 6 ayı geçemez |
Görevli mahkeme konusunda Yargıtay, ceza mahkemelerinin değil, tedbir kararını veren Aile Mahkemesinin bu yaptırımı uygulama yetkisine sahip olduğunu net biçimde ortaya koymuştur.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 02.12.2015 tarihli, 2015/19783 sayılı Karar6284 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasında tedbir kararına aykırı hareket halinde üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulacağı düzenlenmiş; tanımlar başlıklı 2. madde uyarınca hâkim ifadesi Aile Mahkemesi hâkimini kapsadığından tedbire aykırılık halinde görevli mahkeme Aile Mahkemesidir.
Tedbir Süresi Dolduktan Sonra İhlalin Cezalandırılması
Zorlama hapsinin uygulanmasında dikkat edilmesi gereken önemli bir husus, tedbir süresi içinde gerçekleşen ihlallerin tedbir süresi dolduktan sonra dahi cezalandırılması gerektiğidir. Mahkemenin "tedbir süresi doldu" gerekçesiyle zorlama hapsi talebini reddetmesi hak ihlali oluşturur.
Anayasa Mahkemesi, 19.02.2019 tarihli, 2015/16029 başvuru numaralı kararŞiddet uygulayanın koruma süresi içinde gerçekleştirdiği ihlal eyleminin, kararın süresinin sonradan bitmiş olması gerekçe gösterilerek cezasız bırakılması hak ihlali oluşturur. Tedbire aykırı hareket halinde üç günden on güne kadar zorlama hapsi yaptırımı uygulanmalıdır.
Bu yaklaşım, şiddet uygulayanların "tedbir nasıl olsa haftaya bitiyor" düşüncesiyle son günlerde yapacakları saldırıların cezasız kalmayacağını garanti altına alır.
İhlal İddialarında İspat ve Delil Kriterleri
Tedbir kararı verilmesi aşamasında delil aranmaması ilkesi geçerli olsa da, kişinin hürriyetini kısıtlayan zorlama hapsi kararı verilirken ihlalin gerçekleştiğine dair somut ve ikna edici verilerin bulunması gerekir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, uzaklaştırma kararı bulunan kişinin mağdurla karşılaşmasının "tesadüfi" mi yoksa "kasti" mi olduğunun tespitidir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 27.01.2022 tarihli, 2021/30140 sayılı KararYalnızca kamera kayıtlarında yer alan görüntülerden hareketle taraflar arasında koruma kararının ihlal edildiğine yönelik sabit bir eylemin ya da sarf edilen hakaret ve tehdit sözünün tespit edilemeyeceği; bu nedenle dijital delillerin bilirkişi incelemesiyle desteklenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu karar, lojman, site veya iş merkezi gibi ortak kullanım alanlarında tarafların karşılaşmasının her zaman ihlal kastı taşımayabileceğini, mahkemenin bu noktada bilirkişi incelemesine ve tarafların savunmasına başvurması gerektiğini göstermektedir. Ancak bu durum mağdurun ispat yükü altında ezilmesi anlamına gelmez; WhatsApp mesajları, arama kayıtları, tanık beyanları ve kolluk tutanakları ihlalin ispatında en güçlü araçlardır.
Anayasa Mahkemesi, 20.05.2021 tarihli, 2020/15967 başvuru numaralı karar6284 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca ihlalin niteliği ve ağırlığına göre zorlama hapsi süresi belirlenirken, ihlalin ilk ihlal olması ile eylemin mağdur üzerinde yarattığı korku ve tehlike unsuru birlikte değerlendirilmiştir. Zorlama hapsi sadece bir ceza değil, aynı zamanda mağdurun üzerindeki korku iklimini dağıtacak bir güvenlik önlemidir.
Şiddetle Mücadelede Uzman Aile Hukuku Avukatının Rolü
6284 sayılı Kanun kapsamındaki süreçler, sadece bir dilekçe vermekle sınırlı olmayan; anlık müdahale ve sürekli takip gerektiren dinamik süreçlerdir. Şiddet mağduru bir birey için hukuki süreç çoğu zaman travmatik bir dönemin içinde yönetilmek zorundadır. Bu noktada uzman bir aile hukuku avukatının varlığı sadece hukuki temsil değil; bir güvenlik stratejisinin oluşturulması anlamına gelir.
Avukat ihlal gerçekleştiği anda mesajlar, kamera kayıtları ve çevre tanıklarının kaybolmadan toplanmasını sağlar; kolluk birimlerinin olay yerinde tutanak tutması için gerekli hukuki baskıyı kurar. Tedbir kararının kapsamının somut riske göre genişletilmesini (ev, iş yeri, çocuğun okulu) talep eder. İhlal halinde zorlama hapsi talebini Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla destekleyerek mahkemeye sunar. Şiddet uygulayanın "tesadüfen karşılaştık" veya "haberim yoktu" şeklindeki savunmalarını tebliğ kayıtları ve teknik verilerle çürütür. Koruma kararının süresi dolmadan uzatılmasını sağlayarak mağdurun hiçbir anı korumasız geçirmemesini temin eder.
Danıştay kararlarında da görüldüğü üzere, kolluğun denetim görevini ihmal etmesi durumunda idarenin hizmet kusuru doğmaktadır. Avukat, bu denetim mekanizmasını işleterek hem kolluğu görevini yapmaya zorlar hem de olası bir ihmal durumunda devletin tazminat sorumluluğuna gidecek hukuki yolu açar.
Sonuç: Etkin Koruma İçin Kritik Adımlar
6284 sayılı Kanun, Türk hukuk sisteminde şiddetle mücadelede en kapsamlı ve etkin yasal araçtır. Kanunun ruhu, şiddetin gerçekleşmesini beklemek yerine şiddet tehlikesini bertaraf etmeyi ve mağduru devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında mutlak bir koruma çemberine almayı amaçlar. Bu hedefin gerçekleşmesi için şu unsurlar belirleyicidir:
Şiddet kavramının fiziksel boyutla sınırlı tutulmaması; psikolojik, ekonomik ve cinsel boyutlarıyla geniş yorumlanması esastır. Uzaklaştırma, konut tahsisi ve iş yeri değişikliği gibi koruyucu/önleyici tedbirler somut risk analizine göre ivedilikle uygulanmalıdır. Tedbir kararlarının infazında kolluk birimleri haftalık denetim ve yakın takip yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmelidir. Tedbir ihlallerinde zorlama hapsi mekanizması, içtihatlar ışığında tavizsiz biçimde işletilmelidir. Şiddet mağduru, başvurunun ilk anından itibaren uzman bir aile hukuku avukatının desteğiyle hareket etmelidir.
Şiddet mağdurlarının yasal haklarını tam olarak bilmesi ve bu hakları profesyonel hukuki destekle savunması, adaletin tesisi ve toplumsal esenliğin korunması bakımından vazgeçilmezdir. Antalya'da 6284 sayılı Kanun kapsamındaki başvurular ve süreç yönetimi konusunda hukuki destek almak isteyenler, başvurularını Antalya Aile Mahkemelerine veya Antalya ŞÖNİM'e yapabilir; sürecin etkin yönetimi için bir avukatla çalışmak hak kayıplarının önüne geçer.
6284 Sayılı Kanun Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Tedbir kararı için şiddeti ispat etmek zorunda mıyım?
Hayır. 6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmayacağını açıkça düzenlemiştir. Mağdurun beyanı ve şiddet tehlikesine ilişkin emareler, ivedi koruma sağlanması için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi de bu hususu içtihatlarıyla teyit etmiştir.
Tedbir kararının süresi ne kadardır ve uzatılabilir mi?
Tedbir kararının süresi, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından belirlenir ve genellikle 1 ila 6 ay arasında değişir. Süre, mağdurun talebi üzerine veya re'sen, koruma ihtiyacının devam ettiği değerlendirildiği takdirde uzatılabilir. Sürenin dolmasından önce uzatma talebinde bulunmak, koruma kalkanının kesintisiz devam etmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Tedbir kararını ihlal eden kişi ne ile karşılaşır?
Tedbir kararını ihlal eden kişi, eylem başka bir suç oluştursa dahi, ihlalin niteliğine göre 6284 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca üç günden on güne kadar zorlama hapsiyle cezalandırılır. İhlalin tekrarlanması hâlinde bu süre on beş günden otuz güne kadar çıkar; toplam zorlama hapsi süresi altı ayı geçemez. Görevli mahkeme, tedbir kararını veren Aile Mahkemesidir.
Müşterek konut benim adıma kayıtlı değilse bana tahsis edilebilir mi?
Evet. 6284 sayılı Kanun kapsamında müşterek konutun korunan kişiye tahsisi kararı verilirken konutun tapuda kimin adına kayıtlı olduğuna bakılmaz. Konut, şiddet uygulayanın mülkiyetinde olsa dahi mağdura ve birlikte yaşadığı çocuklara tahsis edilebilir; şiddet uygulayan derhal uzaklaştırılır. Bu düzenleme, mülkiyet hakkına yönelik geçici bir kısıtlama olarak yaşam hakkı önceliği üzerine kuruludur.
Sadece kadınlar mı 6284 kapsamında koruma talep edebilir?
Hayır. Kanunun adında "Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi" ifadesi yer alsa da koruma kapsamı çok daha geniştir. Kanun; şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınları, çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan herkesi kapsar. Erkekler de eş, eski eş veya ısrarlı takipçi tarafından şiddete uğradıklarında 6284 kapsamında koruma talep edebilirler.
Uzaklaştırma kararı boşanma davasını nasıl etkiler?
Uzaklaştırma kararı, boşanma davasında güçlü bir delil niteliği taşır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerleşik içtihadında uzaklaştırma kararı nedeniyle ayrı yaşamayı "ayrı yaşamada haklılık" karinesi olarak kabul etmektedir. Aynı zamanda uzaklaştırma kararı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasının somut göstergelerinden biri olarak değerlendirilir ve kusur tespitinde belirleyici rol oynar.
Tedbir kararını nereden ve nasıl alabilirim?
Önleyici tedbir kararı için bulunduğunuz yerin Aile Mahkemesine başvurabilirsiniz. Acil durumlarda en yakın karakola, jandarma birimine veya Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmanız mümkündür; bu birimler talebi mahkemeye iletir. Barınma ve maddi yardım gibi koruyucu tedbirler için Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) ile Valilik veya Kaymakamlığa başvurulabilir. Başvuruda harç alınmaz ve süreç ücretsizdir.


